Önce marşlar vardı: Tarım Marşı, Harfler Marşı…

1923 yılının 29 Ekim günü ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti aslında hikâyesini marşlarla yazıyor. 12 Mart 1921’de mecliste kabul edilen İstiklâl Marşı ve sonrasında gelişen marş kültürü 1930-40-50’leri kapsayan bir şekilde ilerliyor ve cumhuriyet neredeyse bütün yeniliklerini marşlar aracılığıyla duyuruyor.

Tarım Marşı’ndan Harfler Marşı’na yapılan bütün yenilikler için yazılmış bir kısım marşlar var. Bunların bir kısmı Türkiye’nin güzelliklerini anlatan “Memleketimizi sevelim. Gezelim görelim” tadında marşlar. Ama öncesinde de başka bir kısım marş kazalarına rastlıyoruz aslında.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında her padişahın kendi marşı var. Ancak İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e geçtiğimiz dönemde bu bir şekilde tavsıyor. İstiklâl Marşı’nın kabulüne kadar olan dönemde marş çalınması gerektiği durumlarda enteresan şeylere rastlıyoruz. Bir futbol takımımızın şampiyonluk kazandığı bir müsabakada bayrak göndere çekilirken çalınacak marş bulunmaması üzerinde o anda hazır bulunan bandonun hemen “Hamsi koydum tavaya” çalmaya başlaması, Kayzer Wilhelm Kanalı’nın açılışına giden askerlerimizin Deutschland Überalles’e tekbirlerle karşılık vermesi, ya da bir dönem Sultan Reşat’ın katıldığı bir etkinlikte Sultan Reşat Marşı bulunmadığı için o anda bandonun hızla bir marş uydurması tarihte karşımıza çıkan enteresan vakalar. Şef hemen ekibe dönüyor: “Entarisi ala benziyor’u biliyor musunuz? Hemen çalmaya başlayın” diyor ve marş çalınmaya başlıyor: “Entarisi ala benziyor. Sultan Reşad bana benziyor.”

Âşıklar Devri-Anadolu Pop-Batı Müziği Devri

Cumhuriyet’in kurulmasından 60’lara kadar geçen sürede aslında çok uzun bir zaman var. Bu uzun zaman kaybı olmasının sebebi elimizde çok fazla kayıt bulunmaması. Evet marşlarla başlıyor hikâye, âşıklarla devam ediyor. Sonrasında Batı müziğinin devreye girmesiyle bambaşka bir yönde ilerliyor. O sırada plakların yavaş yavaş ortaya çıkması, radyonun bütün Türkiye’de dinlenir olması, bölge radyolarından genel yayına geçilmesi ve nihayet 1970’lere doğru televizyon yayınlarının da başlamasıyla birlikte bir şekilde teknolojinin ilerlemesi müziğin daha görülür duyulur olmasını sağlıyor.

1920’den 60’a kadar geçen sürede elbette pek çok hikâye var. Sadece marşlar değil bir taraftan Osmanlı geleneğini sürdüren alaturka musikinin yavaş yavaş yeni bir yöne evrilmesi, bir taraftan âşıkların yaptığı çalışmalar ve 1955 yılı itibariyle Türkiye’ye Rock and roll’un girmesi bambaşka bir hat açıyor. Ama o aradaki boşluğu maalesef kayıtlarla dolduramıyoruz.

Sadece o dönemde yaşayanların aktardığı bir kısım hatıralar, gazeteler ve dergilerde yayınlanmış fotoğraflar haberler üzerinden okuyabiliyoruz. 1960’lı yıllarda âşıkların en popüler olduğu dönemde kayıt teknolojilerinin de gelişmesi 45’lik plakların daha alınabilir olmasıyla bir anda müzik görünür hale geliyor. Âşıklar Devri sonrasında Anadolu-Pop’la birlikte Batı Müziği Devri’ne dönüşüyor ve Türkiye’de yeni bir dönem başlıyor.

1923-33 arasında bile sınırlandırabiliyoruz aslında bunu çünkü 1933’te Cemal Reşit Rey tarafından bestelenen Onuncu Yıl Marşı bu devri kapatan marş. Sonrasında evet sivil girişimler var. Bir kısım marşlar yazılıyor, marşlar yazılmaya devam ediyor. Hâlâ marşlar söyleniyor ama Onuncu Yıl Marşı o dönemin en etkin marşlarından birisi ve bir dönemi kapatıyor.

Müzik tarihçisi ve yazar Murat Meriç, Neo Skola için hazırladığı Şarkılarla Türkiye Tarihi eğitiminde Türkiye Cumhuriyeti tarihini şarkılar üzerinden anlatıyor, Türkiye’de müzik üreten birbirinden kıymetli pek çok ismin yarattığı kültürel zenginliğe dair sıra dışı bilgiler anlatıyor.

İlk bölümü ücretsiz olan Şarkılarla Türkiye Tarihi eğitimine Neo Skola’da katılabilirsiniz.

Share this content:

Yorum yapın