Rakı masası hikayeleri

Rakı 500 küsür yıldır bu topraklarda. Dolayısıyla kültürün birçok alanında ‘milli içki’mizin etkilerini görmekteyiz. Rakı üzerine söylenmiş en güzel sözler kategorisi o yüzden oldukça geniş. Elbette bu anlamda çok büyük üstatlar var. Rakı masası denince akla ilk gelenlerden biri Ahmet Rasim. Çok kalender bir içici olması nedeniyle birçok kitapta adı geçer. Kendisi de rakı ile ilgili makaleler yazmıştır. Ahmet Rasim ‘akşamcı’ diye tabir edilen gruptan! Hali ile eve genellikle geç geliyor. Heybeliada’daki evine gidiş yolu olan vapuru da sıklıkla kaçırıyor. Yine geç kaldığı bir akşamın sabahında eşi ona sitem ediyor. Rasim, “Bu akşam gün batarken” bu şekilde yazar. Güftesi Kemani Tatyos Efendi’nin yaptığı Türk Sanat Musikisi eseri de bu şiirden çıkmıştır: “Bu akşam gün batarken gel sakın geç kalma, erken gel. Tahammül kalmadı artık. Sakın geç kalma erken gel.”

Göz mezesi

Rakı denilince Yahya Kemal Beyatlı’dan bahsetmemek olmaz. Çünkü Beyatlı hem yemeğe hem içmeye oldukça meraklı olan yazarlarımızdan bir tanesi. Ahmet Rasim’in tam tersine, o çok çeşitli meze söylüyor. Söylediği mezeler arasında bir de turp var ama turbu genelde yemiyor. Bir akşam gittiği mekanın garsonu bu sefer masaya turbu getirmiyor. Beyatlı çağırıyor garsonu, “Arkadaşım niye getirmedin benim turbumu?” diyor. Ardından garsonun “Yemiyorsun, ziyan oluyor ne gerek var” cevabı üzerine üstat noktayı koyuyor:  “Sen karışma, o benim göz mezem!”

Fermente içki olmadan damıtma yapılamaz

Unutma beni dolması

Meyhane kültüründen bahsederken bu konunun en önemli yazarı Reşat Ekrem Koçu’dan ve ‘Unutma Beni Dolması’nı unutmayalım! Osmanlı zamanında meyhaneler Ramazan’da kapanıyorlar. Müdavimlerine kendilerini hatırlatmak isteyen mekanlar Ramazan bitiminde, bayramda bir dolma yapıyorlar. Genelde bu dolma her mevsim bulunabildiği için midye dolması oluyor. Kuş üzümlü, fıstıklı, bol soğanlı harcıyla bu lezzetli midyeler “Unutma beni, seni bekliyorum” mesajının destekleyicisi oluyor.

“Meze karın doyurmak için değildir. Tadımlıktır, altlık olması gerekir. Mevsimine göre bir can erik olsun, bir parça elma olsun rakının yanında iyi gider. Rakı evet, kadehe konur ama kadehle içilmez. Rakı yudum yudum içilir. Bir lüfer balığının yanağı ile yüz dirhem rakı içilir.” Ahmet Rasim (Tarihçi/Yazar)

Bekri Mustafa efsanesi

Alkolün yasak olduğu zamanlarda Bekri Mustafa, kendince bir yöntem bulur. Atlar kayığına, Marmara Denizi açıklarında demlenir. Bir gün tam kayığına binecekken yanına iki kişi yaklaşır. “Biz de seninle gelebilir miyiz?” diyen bu iki kişi, kılık değiştirmiş padişah ve sadrazamdır. Az açılırlar, Bekri açar rakısını. Önce ikram etmez konuklarına çünkü “Şişede durduğu gibi durmaz” diye düşünmektedir. Ardından ısrarlar bitmez, amaçlarına ulaşan devletin zirvesi bu kez sertleşir: “Utanmıyor musun sen alkol yasakken sadrazamla padişahın önünde rakı içmeye?” Bekri Mustafa’nın cevabı efsanedir: “Bak işte ben size demiştim. Birer yudum aldınız, kendinizi padişah ile sadrazam zannettiniz. Şişeyi bitirirseniz kim bilir ne olacaksınız?”

Hatay’dan çıkmış yakın zamanın bir hikayesinden söz edelim. Hatay’ın sevilen simalarından birine soruyorlar.

– Bizim ülkemizin içkisi hangisidir?

– Sudur.

– Nasıl sudur?

– Yoğurda katarsanız ayran olur, rakıya katarsanız bayram olur.

* Bu yazı Distile İçki ve Şarap Uzmanı Ayça Çiğdem Budak’ın Meyhane Tarihi ve Kültürü eğitiminden derlenmiştir.

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Posts
Total
0
Share