Neo Skola Mola #3: Dijital göçebe işgali, İstanbul ve Tel Aviv pazarları, Mimar Sinan’ın İstanbul’u, Lorca’nın hayatı, TRT’nin ilk deneme yayını

Neo Skola’nın haftalık bülteni Mola’dan merhaba. 

Neo Skola Mola’da uzman isimlerin kaleminden, kültür-sanat, spor, tarih ve dünya gündemine dair hem okuma önerileri
hem de takip tavsiyeleri okuyacaksınız. 

Aşağıdaki kutuya mail adresinizi yazarak Neo Skola Mola’ya üye olabilirsiniz. 

Dünyada Neler Oluyor? 

Özgür Mumcu

Dijital göçebe akını
Meksika’nın başkenti Mexico City, dijital göçmenlerin akınında. ABD’de yükselen yaşam maliyetleri, evden çalışabilen Amerikalıların Mexico City’ye göçüne yol açmış durumda. Şehre geçen seneye göre 1 milyon daha fazla Amerikalı turistin giriş yaptığı biliniyor. Bu turistlerin önemli bir kısmının şehre yerleşmeye başladığı gözlemleniyor. Başta bu yeni göçmenlerin getirdiği ekonomik canlanma memnuniyetle karşılansa da Mexico City sakinleri zor durumda. Şehre akın eden Amerikalılar, emlak fiyatlarının ve kiraların fırlamasına yol açmış. Kimi mahalleler baştan aşağı bir soylulaşmayla karşı karşıya. Şehrin yaşanılası semtlerinde İngilizce, İspanyolca’nın yerini almaya başlamış. Benzer bir durum Türkiye için de geçerli. Pandemiden sonra sahil bölgelerine taşınan yerli dijital göçmenlere Ukrayna savaşı sebebiyle gelen Ruslar ve Ukraynalılar da katıldı. Antalya başta olmak üzere birçok sahil şehri ve İstanbul’un bazı semtleri, dijital göçebelerin hedefinde. Bu şehirlerde, Türkiye’de halihazırda süren emlak krizinin üzerine bu dijital baskı da ekleniyor.

 

Gözetim Toplumu Yayılıyor
Birleşik Krallık’ta ülkeye yasadışı yollarla gelen göçmenlere yönelik elektronik kelepçe uygulamasına karşı, mahremiyet alanında çalışan insan hakları örgütü Privacy International özel hayatın gizliliğini ihlal sebebiyle, İçişleri Bakanlığı’na dava açtı.
Geçen haziran ayında başlayan pilot uygulama, 12 ay sürecek. İçişleri Bakanlığı’nın yasadışı göçmenlere, akıllı saat takma zorunluluğu getirmeyi planladığı da biliniyor. Göçmenlerden, yüz tanıma sistemi içeren akıllı telefonlarla, düzenli olarak günde beş defa yüzlerini taramaları talep edilecek. Yetkililer, bu gözetim yöntemlerinin hapishaneye göre daha insani bir çözüm olduğunu ileri sürüyor. Ancak hak grupları, elektronik kelepçenin göçmenlerin hayata karışmasını engellediğine işaret ediyor. Kelepçenin bir damga işlevi görmesi, göçmenlerde ağır psikolojik tahribat yaratması da itiraz gerekçeleri arasında. Yeni teknolojik gelişmeler ve 2020’leri belirleyecek gibi görünen toplumsal, siyasi, ekonomik alt üst oluş, gözetim toplumunun giderek yayılma eğiliminde olduğunu gösteriyor.

 

Almanya resesyonun eşiğinde
Almanya’nın devlet enerji düzenleme kurulu, Federal Ağ Ajansı’nın başkanı Klaus Mueller, Almanya’nın 2,5 aylık doğalgazı kaldığını açıkladı. Rusya’nın Nordstream I boru hattını “arıza sebebiyle” bir süre kapatması, kış için ayrılan rezervlerin yazın kullanılmasına yol açtı. 1970’li yıllardan beri giderek artan şekilde üretimini Rus doğalgazına bağlayan Almanya’nın doğalgaz ihtiyacının yüzde 40’ı Rusya’dan geliyor. Sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) için gerekli yeniden gazlaştırma altyapısı bulunmayan ülkeyi ciddi bir enerji darboğazı bekliyor. Diğer enerji kaynakları, Rus doğalgazının yerini tutacak seviyede değil. Almanya’nın dev sanayii kimi alanlarda üretimi durdurmak zorunda kalabilir. Bu durumda Almanya’yı 2009 krizine benzer bir resesyon beklediği öngörülüyor. Bunun da dünya ekonomisini sarsacağı ortada.

 

Ekran Bağımlıları Kulübü

Elçin Yahşi

İstanbul ve Tel Aviv pazarları
Hem Türkçe, hem İngilizce versiyonunu online olarak okuyabileceğiniz gayet lezzetli bir kitap. İstanbul ve Tel Aviv’deki pazarlardan fotoğraflar, tarifler ve hikâyeler. Her iki kentin pazar yerlerinde çeşitli rolleri olan, pazar kültürüne aşina isimlerinin anlattıkları, tariflerle harmanlanıyor. İsrail Başkonsolosluğu’nun önayak olduğu projenin Türkiye’deki basımını ajanda ve defterleriyle hatırlayabileceğiniz Paper Street Co. üstlenmiş. Satış fiyatı 250 TL olan kocaman bir ‘coffee table book’a internetten ücretsiz ulaşılmasına ise paha biçilmez.

 

Her yerde okunacak öyküler
Uygulama üzerinden yayımlanan dijital bir öykü dergisi Trendeki Yabancı; her sayısını belli bir konuya ayırıyor ve o konu etrafında gezinen öyküler yayımlıyor. 2019’dan bu yana her ay Selim Bektaş’ın önsözüyle açılan bu Can Yayınları dergisinin sayfalarını kaydırdıkça ünlü veya ünsüz, yerli veya yabancı yazarların öyküleriyle karşılaşıyoruz. Trende, otobüste, metroda, herhangi bir yerde beklerken dolu zaman geçirmek için ideal. 

 

 

Hem dünyada hem Türkiye’de şu sıralar en çok izlenen
Netflix’in en çok izlenen uluslararası diziler sıralamasında yedi haftadır sürekli yükselen Extraordinary Attorney Woo, bizde de son iki haftadır en çok izlenenler arasında. Otizmli bir genç kızın hukuk dünyasında ön yargıları kırarak başarıya ulaşma serüvenini anlatan eğlenceli dizi yine bir Kore dizisi olan The Good Doctor’ın avukat versiyonu diyebiliriz. Netflix yapımı olmayan dizi daha önce yayınlandığı kanalda da izleme rekorları kırmış. Farklı bir hukuk dizisi. Not: Netflix izlenme rakamlarını merak edenler de her hafta bu adresi ziyaret edebilir.

 

 

Barış Gelini Pippa Bacca
MUBİ’de geçen hafta yayına giren Barış Gelini Pippa Bacca, gelinlik ve damatlık içindeki genç bir Türk çiftin fotoğraf çektirme seansıyla açılıyor. Sonra Türkçe haber anonslarını duyuyoruz; Milano’dan Tel Aviv’e doğru gelinliğiyle ve otostopla barış mesajı vermek üzere yola çıkan genç sanatçı Pippa Bacca’nın Türkiye’ye girdikten sonra kendisinden haber alınamadığını bildiriyorlar. Sonra aile ve dostlar anlatmaya başlıyor, yolculuğun başından kayıtlar ekrana geliyor. İtalyan Simone Manetti’nin çektiği belgesel, insanı dumur (hatta duman) eden son sahnesine rağmen o sahne de dahil, katiyen duygu sömürüsü yapmıyor, hatta son derece pozitif ve yer yer de gülümsetiyor. Kaçırmayın derim.

 

 

Sinemamızın yakın tarihinin muhteşem incelemesi
MUBİ demişken, genç yönetmen Cem Kaya’nın önce en son İstanbul Film Festivali’nde, sonra da Documentarist belgesel festivalinde gönüllere taht kurmuş belgeseli Aşk, Mark ve Ölüm’ü aldığını açıkladı MUBİ bu hafta. Film, önümüzdeki ay Başka Sinema işbirliğiyle salonlarda, kısa süre sonra da platformda izlenebilir olacak. O halde Cem Kaya’nın bir önceki filmini YouTube’dan izlemenin tam zamanı. 60’lı ve 70’li yıllar Türk sinemasının en hızlı yönetmenleri, en cevval oyuncuları, en pratik zekalı kameramanları, Kaya’nın 12 yıllık çalışması sonucu ortaya çıkan bu belgeselde. Telif yasaları nedeniyle artık imkânsız olan ne yöntemler kullanılmış, seks filmleri furyası nasıl yaşanmış, herkes bir bir anlatıyor (Cüneyt Arkın’dan da şahane anılar dinliyoruz). ‘Kopya Kültürü’ sinemamızın en hızlı döneminden başlayıp, Emek Sineması protestolarına kadar uzanan ve izlemesi büyük zevk olan bir belgesel. 

 

Mutfaktan

Neo Skola

Muhteşem bir şehir: Mimar Sinan’ın İstanbul’u 

Balkanlar’dan Orta Doğu’ya, Kırım’dan Rodos’a kadar Osmanlı İmparatorluğu‘nun tüm mimari faaliyetlerini yöneten bir orkestra şefi olan Mimar Sinan‘ın bıraktığı iz Neo Skola‘da yayına giren Mimar Sinan’ın İstanbul’u eğitiminde. Sanat Tarihçisi ve Akademisyen Prof. Dr. Tarkan Okçuoğlu‘nun anlatımıyla, mimarlık hayatında 477 yapının hem yapımından hem de onarımından sorumlu olan Mimar Sinan’ın bıraktığı izi bilmediğiniz, duymadığınız detaylarıyla öğreneceksiniz.

Prof. Dr. Okçuoğlu’nun mimarlıktan önce ve sonra Sinan’ın hayatında dair merak edilenleri cevapladığı, İstanbul‘un yanı sıra Edirne ve Şam’da inşa ettiği büyüleyici eserleri de incelediği eğitimin ilk bölümünü ücretsiz olarak izleyebilir, eğitime Neo Skola’da katılabilirsiniz.

 

Bir Yazar Çok Kitap

Mario Levi

Lorca: Şiire, Müziğe ve Tiyatroya Adanmış Bir Ömür

Çağdaş İspanyol şiirinde derin izler bırakmış ’27 Kuşağı’nın Rafael Alberti ve Vicente Aleixandre ile birlikte en önemli temsilcilerinden sayılan Federico Garcia Lorca, 19 Ağustos 1936 tarihinde Franco’nun faşist milislerince kurşuna dizilerek öldürüldü. İspanya İç Savaşı yeni başlamıştı. Ortalık toz dumandı.

 

Farklı değerleri bir arada yaşamak
Sadece önemli bir şair değildi, çok yönlü bir sanatçıydı da aynı zamanda. Çocuk yaşından başlayarak eğitimini aldığı müziği çok iyi biliyordu. Piyanistti. Besteler de yaptı. Resimle ilgilendi. Atılganlığı ve renkli kişiliği sayesinde bir yandan Rafael Alberti ve Juan Ramon Jimenez gibi şairlerle şiirini geliştirebilecek yakınlıklar kurarken,  diğer yandan ilerleyen yıllarda çok önemli filmlerin altına imzasını atacak yönetmen Luis Bunuel ve adı daha o günlerden çılgına çıkmış Salvador Dali ile çok verimli dostluklar yaşadı. Doğduğu ve kendisini çok ait hissettiği Granada’da, 1922 yılında düzenlenen Halk Müziği Şenliği’nde, birçok önemli bestesiyle birçok gönülde yer etmiş Manuel de Falla ile birlikteliğiyse hem kendi hem de ülkesinin tarihinde çok önemli bir yol açtı. Endülüs’ün ruhunu yansıtan Flamenco, kapalı ortamından çıkıp geniş kitlelere yayılmaya başlayacaktı. Müziğin temeli, biraz da ‘derin şarkı’ manasını taşıyan Cante Jondo ezgilerinde ve sözlerinde dile geliyordu. Bu bir çingene müziğiydi ve büyük bir kederden doğuyordu. 1928’de yayımlanan “Çingene Romansları” ile 1931’de okuruyla buluşan “Cante Jondo Şiiri” bu dönemin ürünleriydi. Daha önce kitaplaştırılmış “İlk Türküler”, “Türküler” ve “Şiirler Kitabı” adlarını taşıyan eserleri de vardı.

Şiirlerin asıl değerlerini, yüksek sesle okunduklarında bulacağına tüm kalbiyle inanmıştı. Bu sebeple de birçoğu, daha yayımlanmadan, dilden dile dolaştı.

 

Oyunlar ve duygular
Eşcinselliği yüzünden
kilise ile arası kaçınılmaz bir şekilde açıldı. Bu bir yönelim kadar, o günlerde siyasi bir tavırdı da… Yükselen faşizme ve milliyetçiliğe de cephe alınca çatışma daha da derinlik kazandı. Cumhuriyetin kurulmasıyla yazdığı “Yerma”, “Bernarda Alba’nın Evi” ve “Kanlı Düğün” oyunlarıyla kiliseye karşı tutumunu daha da sertleştirdi. İçinde bulunduğu ortamda kelimenin tam manasıyla ateşle oynuyordu. 1929-30 yıllarında ABD ve Küba’ya yaptığı gezilerden de ölümünden sonra yayımlanacak şiirler devşirecekti.

İç Savaş’ın başlamasıyla Madrid’den doğduğu şehre, öldürüleceğini bilerek mi gitmişti? Ölümün nefesini çok yakınlarında hissedenler kaderlerini bile bile mi çizerler?

Ardında bıraktıklarına saygımızı muhteşem “Kaçışa Gazel” şiirinin ilk dörtlüğüyle dile getirelim… “Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi/birçok kere yitirdim denizde kendimi/gidiyorum aramaya suyu bilmeden/beni çürütecek, ışık yüklü ölümleri”…
Bu sesi duyabiliyor musunuz?

 

Tavsiye ettiğim kitapları

Toplu Oyunları (1), Çeviren: Doç. Dr. Hale Toledo, Mitos Boyut Yayınları

Bütün Şiirleri, Çeviren: Erdoğan Alkan, Varlık Yayınları

 

 

 

 

Banttan Naklen

Koray Gürtaş

TRT’nin deneme yayınlarına başladığı gün

30 Ağustos 1971’de TRT İstanbul Televizyonu deneme yayınına başladı. Saat 13.00’ten itibaren aralıklı olarak yapılan ‘ayar yayınları’ sonrası 19.40 sularında program start aldı. TRT Genel Müdürü Musa Öğün’ün konuşması, ABD’de hazırlanan ve Kültür Bakanı Talat Halman tarafından seslendirilen Atatürk konulu belgesel ile başrolünü Ayhan Işık’ın oynadığı ‘Allahaısmarladık İstanbul’ adlı film ilk yayın gününde öne çıkan programlardı. İstanbullular, ilk TRT haber spikeri olarak, ilerleyen yıllarda ‘Kara Melek’, ‘Melekler Adası’ gibi popüler dizilerin senaryolarını yazacak Nuran Germen’i (Devres) izledi. TRT’nin 1952-1971 arası faaliyette olan İTÜ TV’den devraldığı altyapıya takviye yaparak gerçekleştirdiği yayın büyük oranda başarılı oldu. Ancak aralarında Kadıköy’ün de bulunduğu bazı semtlerin TRT’yi izleyemediğine dair şikayetler basında yer buldu.

 

Manş Denizi’ni geçen ilk Türk kadın
Nesrin Olgun, 28 Ağustos 1979’da Manş Denizi’ni geçen ilk Türk kadın unvanını aldı. Adana’da yetişen Olgun, 1976’da Manş’ı geçen Erdal Acet’in antrenörü Kutal Özülkü ile çalışarak bu zorlu serüvene hazırlandı. Her türlü engeli aşarak 27 Ağustos’ta İngiltere’den suya girdi. Zaman zaman akıntı nedeniyle problem yaşasa da 15 saat 47 dakika sonunda Fransa’ya ulaşmayı başardı. İlerleyen yıllarda da denizden kopmayan Nesrin Olgun Aslan, 58 yaşında Manş Denizi’ni yüzerek geçen ilk Türk kadın takımının kaptanıydı. 59 yaşındaysa yine kaptanlığını yaptığı “Çılgın Türkler Kadın Yüzme Takımı”, Capri Adası’ndan başlayıp Napoli Baia’da son bulan 36 kilometrelik rotayı geçen ilk Türk ekibi olarak tarihe geçti.

 

Galatasaray’ın UEFA Süper Kupası’nı aldığı gün
28 Ağustos 2000’de son UEFA Kupası şampiyonu Galatasaray ile Şampiyonlar Ligi şampiyonu Real Madrid, UEFA Süper Kupa maçı için Monako’nun II. Louis Stadı’nda karşı karşıya geldi. Mücadelenin normal süresi Jardel ve Raul’ün karşılıklı golleriyle 1-1 tamamlandı. Uzatma bölümünde Brezilyalı Jardel’in golü Mircea Lucescu yönetimindeki Galatasaray’a kupayı getirirken, sarı-kırmızlılar futbol tarihimizde bir ilke daha imza atıyordu.

 

Bu Organizasyonlar Kaçmaz
11 Eylül’e dek sürecek İspanya Bisiklet Turu (Vuelta), canlı yayınlarla Eurosport ekranlarında.

UEFA Avrupa Ligi’ndeki temsilcimiz Fenerbahçe ise 25 Ağustos’ta 20.00’de Austria Wien’i konuk ediyor. Sarı-lacivertliler deplasmanda 2-0 kazanmıştı.

Dünya Kupası’na katılma mücadelesi veren Basketbol Milli Takımı, eleme maçlarında 25 Ağustos’ta saat 19.30’da Letonya, 28 Ağustos’ta saat 20.00’de Sırbistan ile oynayacak. İki karşılaşmanın da yayıncısı NTV.

Dünya Erkekler Voleybol Şampiyonası başlıyor. Türkiye, 27 Ağustos saat 12.00’de Çin, 29 Ağustos 22.15’te İtalya ile karşı karşıya gelecek. Müsabakalar TRT Spor Yıldız ekranında olacak.

İtalya’da haftanın dev buluşmasında Juventus ile Roma kozlarını paylaşacak. 27 Ağustos saat 19.30’daki mücadele S Sport 2’den izlenebilecek.

Formula 1 Belçika Grand Prix’si 28 Ağustos Pazar günü saat 16.00’da S Sport 2’de.

Spor Toto Süper Lig’de sezonun ilk büyük maçı 28 Ağustos’ta Trabzonspor ile Galatasaray arasında. Saat 21.45’teki mücadele Bein Sports 1’de.

 

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Posts
DAHA FAZLA OKU

Genetik çeşitlilik nedir?

“Genetik çeşitlilik nediri?”sorusuna yanıt bulmadan önce küresel biyoçeşitliliğe bakmalıyız. Dünyanın tamamında, yaşadığımız gezegende bu konuda homojen bir dağılımdan…
Total
0
Share