Mehmet Açar’dan Yılbaşı Ruhunu En İyi Anlatan 5 Film

It’s a Wonderful Life (1946)

 

“Çünkü Bazen Mucizelere İhtiyacımız Olur”

Bu filmi listeye koymamak, yılbaşı ağacının tepesine yıldızı takmamak gibi olurdu.
Yıl biterken hepimiz biraz yorgun, biraz da “Acaba yaptıklarım bir anlam ifade etti mi?” hissiyle baş başa kalıyoruz. George Bailey’nin hikâyesi tam da bu sorunun etrafında dolaşıyor ve cevabı sessiz ama çokgüçlü bir yerden veriyor: Farkında olmadan dokunduğumuz hayatlar sandığımızdan çok daha kıymetli. 

Bu filmi seçtim çünkü büyük mucizelerden değil, küçük iyiliklerin toplamından oluşan bir hayatın ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor. Yeni yıla girerken “İyi ki varım” diyebilmek için… 

 

The Holdovers (2023)

 

“Seçilmiş Ailelerin Sıcaklığına” 

Bu film çok yeni ama sanki 40 yıldır hayatımızdaymış gibi hissettiriyor ve tam olarak “kimsenin gitmek istemediği yerde kalan insanlar” hakkında. Yılbaşı herkes için neşeli, kalabalık ve sıcak geçmiyor; bazenyalnız, bazen yarım, bazen de mecburi.

The Holdovers bu duyguyu dramatize etmeden, abartmadan, çok insani bir yerden anlatıyor.  Paul Giamatti’nin huysuzluğu ve 70’lerin puslu atmosferi size şunufısıldıyor: “Yalnız değilsin.”  

 

When Harry Met Sally (1989)

 

“Yılbaşı Gecesine Koşmak İçin” 

Yakın zamanda kaybettiğimiz, sinema tarihine insan ilişkilerini zarafetle anlatan filmler armağan etmiş usta yönetmen Rob Reiner’ın anısına…
Bu film sadece bir romantik komedi değil; insan ilişkilerine dair yazılmış en zeki senaryolardan biri. Bu seçkide olmasının sebebi ise çok net: Filmin finalindeki o ikonik yılbaşı gecesi ve Harry’nin Sally’ye yaptığıtirat, yeni yıl ruhunu tek cümlede özetliyor:
“Hayatının geri kalanını biriyle geçirmek istediğini fark ettiğinde, hayatının geri kalanının bir an önce başlamasını istersin.”

New York sokakları, sonbahar yaprakları, zamanla dostluktan aşka evrilen ilişkiler…. Yeni yıla umutla, yüzünüzde büyük bir tebessümle girmek için doğru doz.

 

The Shop Around the Corner (1940)

 

“Eski Usul Nezaketi Özleyenlere” 

Bu film bana yılbaşının en zarif halini hatırlatıyor. Büyük jestler ya da yüksek sesli duygular yok; onun yerine mektuplar, küçük yanlış anlaşılmalar ve zamanla, sabırla kurulan bağlar var. You’ve Got Mail’in de atası olan bu hikâyeyi seçtim çünkü modern dünyada unuttuğumuz bir inceliği ve iletişim biçimini çok sade ama etkileyici bir dille anlatıyor.

Karlı Budapeşte atmosferi, küçük bir dükkân ve mektuplaşmanınyarattığı o tatlı heyecan eşliğinde, birbirinden hiç hoşlanmayan iki iş arkadaşının aslında ruh eşi olduklarını keşfetmesini izliyoruz. Yılbaşında biraz yavaşlamak, ruhunu dinlendirmek ve gerçek romantizminsiyah-beyaz halini hatırlamak isteyenler için birebir. 

 

Die Hard (1988)

 

“Geleneksel Olmayanlara: Nakatomi Plaza’ya Hoş Geldiniz” 

“Die Hard bir Noel filmi midir?” tartışmasını burada kapatıyorum: Evet, öyledir.
Herkes sıcak şarap, mum ışığı ve nostalji modunda olmak zorunda değil. Bazen ihtiyacınız olan şey biraz aksiyon, biraz Bruce Willis ve bolca kaostur. 

Bu filmi özellikle ekledim çünkü yılbaşı stresini atmanın en eğlenceli yollarından biri, John McClane’in istemeden kahraman oluşunu izlemek. Ev, aile ve ait olma fikrini beklenmedik bir yerden anlatır. Fazla duygusallıktan bunalanlar için: “Yippee-ki-yay” diyerek yeni yıla adrenalinli bir giriş. 

 

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Posts
Total
1
Share